Benliğin Savunma Mekanizmaları

Satranç_Ego
Her organizma kendi içerisinde biyolojik ve ruhsal denge koşullarını koruma eğilimindedir. Örneğin vücudumuz bir enfeksiyon kaynağı ile karşılaşması halinde immunolojik kaskatlar tetiklenir ve enfeksiyon tipine göre bağışıklık sistemi savunma durumuna geçer.

Bir süre sonra vücudun o an ki homeostatik yapısına göre enfeksiyon odağı yok edilir ve vücut tekrar optimal biyolojik denge haline geri döner. Aynı şekilde kişi ruhsal uyum dengesini bozabilecek etkenler ile karşılaştığında bunları ortadan kaldırmaya yönelik düzenekleri devreye sokabilir. Her organizma tehlikeli uyarana karşı kaçma ya da savaşma durumuna geçerek savunma yollarına başvurur. Ancak bilindışı olan ve bireyin bilinçli olarak ayırt edemediği bir çatışma etkenine karşı istençli bir çözüm yolu bulması olanaksızdır. Bu noktada benlik bilinçdışı çatışmaya ve bunun doğuracağı bunaltıya karşı savunma düzeneklerini kullanmaya başlar.

Savunma mekanizmaları bu anlamda bilinçsiz davranışlar olarak karşımıza çıkar. Benliğin savunma mekanizmaları bilinçte kaygıyı azaltmaya yönelik algısal değişikliğe yol açar ve gerçeğin daha farklı algılanmasına neden olabilir. Savunma mekanizmaları her ne kadar organizmanın ruhsal dengesini sağlamakta normal bir davranış biçimi olarak kabul edilse de süreklilik kazanması bazı psikopatolojilere neden olabilmektedir.

Yadsıma (İnkâr):

Benlik kendisi için tehlike olarak gördüğü bir gerçeği, davranışı ya da olayı kabul etmeyebilir ve yok sayabilir. Benliğin oldukça yaygın olarak kullandığı ilkel bir bilinçdışı savunma mekanizmasıdır. Örneğin dahiliye servisinde yatmakta olan oldukça yaşlı bir hasta maddi birikimlerinin yönetimsel kaygıları nedeniyle uykusuzluk yaşıyordu. Benliği kendisi için daha birincil endişe kaynağı olan hastalık ve ölüm gerçekliğini inkâr ediyordu.

Bastırma:

Benlik kendisinde derin kaygı oluşturabilecek dürtü, anı ve deneyimleri bilinçdışına itebilir ve orada tutabilir. Erken dönemlerde yaşanılan üstbenliğin (süperego) kabul etmediği kötü anılar ve tecrübeler bilinçdışında tutulabilir. Fakat ilerleyen zamanlarda bilinçdışına itilmiş ve bastırılmış bunaltı veren öğeler yaşantımızda farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Örneğin rüyalar bilindışına itilmiş düşüncelerin bilince aktarılmasında bir araç olmakla birlikte kimi bastırılmış öğeler kabuslar şeklinde kişinin karşısına rahatsız edici şekillerde çıkabilmektedir.

Bastırma her organizmanın kullandığı savunma düzeneği olmakla birlikte yoğun bir biçimde olması kişinin kendini bilmesi ve tanımasına da engel olabilir. Ayrıca bastırılmış güdü ve düşünceler günlük yaşantıda meydana gelen bazı dil ve devinim sürçmeleri (parapleksiler) ile de karşımıza çıkabilmektedir.

Yansıtma (Projeksiyon):

Bazı duygu, dürtü ve düşüncelerin dışarıya aktarılıp yansıtılması biçimidir. Kusurların yadsınıldığı kadar başkalarında görülmesi ve aktarılması kişi için rahatlatıcıdır. İçinde insanlara karşı kin ve öfke taşıyan bir kişi “Zaten herkes benden nefret ediyor ve benim yaşantımda sıkıntı çıkartıyor.” diyerek kendi öfkesini inkâr ederken düşüncelerini de genele yansıtmaktadır.

Özdeşleşme (İdentifikasyon):

Kişi kendinde sindiremediği özellikleri başka bir özenilir yapıya büründürerek başka biriymiş gibi kendini algılamaya ve davranmaya başlar. Kendisini başka birinin yerine koymaya özdeşim adı verilir.

Çocuklukta ise ödipal çatışmanın çözümlenmesi ile erkek çocuğun baba ile kurduğu özdeşleşme ise sağlıklı olgunlaşma için gereklidir. Babasını erken yaşta kaybeden bir erkek çocuk TV’den ve mahalleden gördüğü kabadayı rolü ile kendini özdeşleştirerek hem babasız oluşunun hem de çocuk olmanın getirdiği güçsüzlüğün doğurduğu kaygıyı azaltma yönüne gidebilir.

Çözülme (Disosiyasyon) ve Döndürme (Konversiyon):

Zihin başa çıkamadığı yüklenmelerde ve karmaşalarda gerçeklikten koparak, ayrılarak ve özerkleşerek (otomatizma kazanma) benliğe etki eder. İkili ya da çoğul kişilik durumlarında bireyin başka bir parçası diğerinden çözülerek işlerlik gösterebilir. Ya da bilinç uyaranlara kendini kapatarak bunaltı oluşturan etmenden kendini soyutlayabilir veya organ işlev yitimine neden olabilir (felç hali, işitme kaybı, konuşma güçlüğü vb gibi).

Bu mekanizmaya en tipik ve sık görülen örnek disosiyatif nevroz türünde bayılma nöbetleridir. Bu mekanizma bir elektronik aygıtın fazla yüklendiğinde ya da ısındığında kendi kendine kapanıp sistemi yeniden başlatması gibi düşünülebilir.

Bölme (Splitting): 

Benliğin içe atılan olumlu ve olumsuz nesneleri etkin olarak bölmesidir. Bu şekilde dürtüler ve düşünceler ile başa çıkılmaya çalışılması gerçekliğin bölünmesine yol açar. Borderline (sınır) kişilik bozukluğunda bölme eğilimi belirgin olarak bulunur.

Yer Değiştirme: 

Kaygı uyandıran dürtü, düşünce ve sorunun başka bir nesneye aktarılmasıdır. Örneğin babaya olan kızgınlık ve öfke babayı temsil eden otoriteye yönelebilir. Kişinin çalıştığı yerde müdürüne ifade edemediği kızgınlığını ve saldırgan davranışları gücünün yettiği ve denetimi altında bulunan eşine ya da çocuklarına göstermesi yer değiştirme mekanizmasına örnek gösterilebilir.

Karşıt Tepki Kurma (Reaksiyon Formasyon):

Kişinin üstbenliğinin kabul etmediği dürtü ve düşüncelere tam zıt tepkiler göstermesidir. Gerçek duygular içinde bulunulan durum ile ters düşebilir. Benliğin kabul etmediği birçok dürtü ve düşünce aşırı baskıcı, bağnaz ve ahlakçı tutumla durdurulmaya çalışılabilir. Nefret ve öfke eğilimleri toplumda aşırı kibar ve nazik tutumlar göstererek bastırılabilir. Nefret ve öfke kendisini daha güvende hissettiği ortamlarda ortaya çıkabilir.

Yüceltme:

Toplumsal olarak kabul edilmeyen çocukluk çağına özellikle pregenital döneme ait olan içsel dürtülerin yüceltme mekanizması ile kabuk değiştirerek erişkin dönemde toplumun kabul gördüğü normlarda ifade edilmesidir.

Yüceleştirmeye ham madde olan çocukluk çağına ait dürtü ve eğilimlerdir. Erişkin dönemdeki çalışma merakı, yararlı uğraşılar ve tutkular yüceleştirme ürünleridir. Yüceleştirme düzeneği yaşamda motivasyonel alanda kullanılma özelliğindedir denilebilir.

Yapma-Bozma: 

Kişiyi olumsuz bir eylem ya da düşüncesini dengelemek, etkisizleştirmek veya yansızlaştırmak maksadı ile yürütülen bir takım işlemler yapma-bozma düzeneğini oluşturur. Halk arasında herhangi bir övgüden sonra nazar için tahtaya vurma ya da ‘maşallah’ kelimesini söyleme geleneği yapma-bozma düzeneğine örnek olarak verilebilir.

Bu düzenek obsesif kompulsif bozukluktaki patofizyolojide görülür. Kapıyı açıp kapatarak kontrol etmek, akla sevdiği birinin ölüm düşüncesi geldiğinde tekrarlayan cümleler ya da dualar ile kötü düşünceyi savuşturma başka diğer örnekler olarak verilebilir.

Düşünselleştirme (Entellektüelizasyon): 

Kaygı yaratan ya da yasak dürtü ve düşüncelerin entelektüel çaba ve bilgiler ile açıklanmaya çalışılması eğitimli kişilerce sıklıkla kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Kişi sorunlarını geri planda tutarak toplumu ya da herhangi bir kitleyi ilgilendiren sorunlar üzerine odaklanır.

Kendi sorunları ile odaklandığı genel konular arasında bağlantı kurmak ve bunun üzerinden sorunlara yaklaşmak kişinin benliğine bunalım veren sorunlarını örtmek için kullandığı düşünselleştirme düzeneğine örnek olarak verilebilir.

Mantığa Bürüme (Rasyonalizasyon): 

Kişinin benlik için bunaltı veren durumlarının akla yatkın görünen hafifletici mazeretler ile açıklama ve uygunlaştırma durumudur. Bu düzenek sıklıkla toplumda ‘bahane veya mazeret bulmak’ olarak adlandırılır. Aşırı düzeyde kullanılması ve alışkanlık haline getirilmesi toplumsal uyumu ve kişiler arası ilişkileri bozar.

Örneğin koşullarına bakmaksızın sürekli taleplerde ve isteklerde bulunan kişi kendini ‘İsteyenin bir yüzü kara istemeyenin iki yüzü…’  ya da ‘Borç yiğidin kamçısıdır.’  diyerek uygunsuz durumunu mantığa büründürebilir.

Gerileme (Regresyon):

Benliğin bunaltılı dönemi geçmiş nitelikteki yaşama gerileme ile azaltma durumudur. Örneğin çocukluk çağında kardeşi olan bir çocuk kendisinden başka bir odağa yönelen ilgiyi ve bunun getirdiği bunaltıyı azaltma için bebeklik çağındaki davranışlara gerileyebilir: Emzik emme, tuvaletini söylemeyi bırakması gibi…

Hayal Dünyasına Kaçma (Düş Kurma):

Kişinin içinde bulunduğu durum kendisine keyif vermediği ya da bunaltı yarattığı durumlarda düşler kurarak doyum sağlama şeklidir.

Çocuklukta ve ergenlikte sıklıkla kullanılan düş kurarak doyum sağlama, erişkin dönemlerde giderek daha gerçek nesnelere yönlenmeye ve gerçekliğe dönüşmeye başlar. Erişkin dönemde gerçeklikten uzaklaşıp hayal dünyası içerisinde yaşamak, sorunların çözümünün ertelenmesine ve büyümesine neden olabilir.

Dr. Erhan Akıncı


Kaynaklar

– Öztürk MO ve Uluşahin A. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Nobel Tıp Kitapevleri, 11. Basım ;  Ankara, 2008.

– Sadock BJ, Sadock VA. Kaplan & Sadoc’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. 8. Baskı, Ankara, Güneş Kitabevi, 2007

– Güleç C, Köroğlu E. Psikiyatri Temel Kitabı, 2. Baskı. Hekimler Yayın Birliği , Ankara, 2007.


 

Uyku Yaşam İçin Neden Önemli?

Voltaire, ‘Tanrı, hayatın birçok güçlüklerine karşı bizlere umut ve uykuyu bahşetmiştir’ der. Peki insanoğlu için umut en son kaybedilen şey iken, uyku neden genellikle ilk

Habil Kabil

Şiddet ve Toplumsal Cinnet

İnsanlık tarihinde şiddet olgusu, Kabil’in kardeşi Habil’i kendine özgü bazı gerekçeler ile öldürme hikayesi kadar eskidir. Cinayeti işleyen Kabil, Adem ve Havva’nın büyük oğlu, öldürülen

Bakırköy Akıl Hastanesi’nden Anılar

Having a plan in place during the COVID-19 crisis will ease your mind and, in case you become ill yourself, ensure that your loved one is cared for. Here are some ideas to consider.